Pir Sultan Abdal Kültür Dernegi Genel Baskani Avukat Fevzi Gümüs, 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas Madimak Oteli’nde 33 kisinin katledildigini hatirlatarak, “Bu olayin yildönümünde 2 Temmuz 2009 Persembe günü Madimak Oteli’nin önünde olacagiz ve otelin müzeye dönüstürülmesi talebimizi bir kez daha tekrarlayacagiz” dedi.

 

SIVAS - 2 TEMMUZ 1993

SIVAS KATLIAMINDA

KAYBETTIGIMIZ CANLARIMIZ

Pir Sultan Abdal Kültür Dernegi, her yil düzenledigi "Pir Sultan Abdal Kültür Senligi"nin IV.'sü 2 Temmuz 1993'de Sivas'ta yapildi. Demokrasi, laiklik ve çagdaslasma karsiti irkçi, seriatçi güçler, devletin denetiminde saldiriya geçtiler. Madimak Oteli'nde bulunan 35 yazar, ozan, sanatçi ve genç yakilarak katledildiler. Sehitlerimiz:

Asim BEZIRCI

1928'de demiryolu isçisi Hamdi Bey'le ev kadini Refika Hanim'in tek çocugu olarak dünyaya gelir Asim Bezirci. Üniversite yillarinda sosyalizmle tanisir. Türkiye Sosyalist Partisine girer. Refika Hanim hep bir denge isterdi. Sanki hassas bir terazi gibiydi. Asim Bezirci'ye "baskaldiri insani" demek dogru bir tanimlama dedim. Siddetle karsiydi. Kanimca, bunda sosyalizme yürekten inanmasinin da etkisi var. Asim Bezirci, 67 yillik yasamina, bir insan ömrüne esit uzunlukta 70 kitap sigdirdi. Sonuç ne kadar aci olursa olsun, yüreklerimizi ne kadar aciya keserse kessin, ölümü Asim Bezirci'ye yakisir biçimdeydi. Kalesini terk etmeyen komutanlara benziyordu. Gençlige inaniyordu. Tercihi onlardan yanaydi. Agiz dolusu gülüsü, çoskusu, kuralciligi, kütüphane raflarinda bile elestiriyi sürdüreceginden hiç kuskunuz olmasin.

METIN ALTIOK

Metin Altiok bir sabah, 13 Haziran 1993 günü, on kitabini birden yere yayarak, esi Nebahat Çetin'e imzalamaya koyuluyor. "Sende benim setim yok bulunsun" diyerek Sivas'ta katildigi üçüncü senlik oluyor. Nebahat Çetin, "Sen Sivas'lisin, Metin'i saglam verdim, saglam istiyorum" diyor Ugur kaynar'a... Ikisi de dönemiyor Sivas'tan.. Üstünde kafa patlattigi konu, ölüm; kendi ölümü; karisinin ölümü; "Önce sen mi öleceksin, ben mi ölecegim?" Bu tartisma saatler boyu sürüyor! "Ben ölürsem sen bana sahip çikarsin" diyor karisina, "Sen ölürsen ben sizarim!" Sivas'tan sag dönmüs olsaydi, intihar etmese bile, Metin'i alkol komalarindan kurtarabilir miydik acaba? "Ben niye yasiyorum, ben niye ölmedim" bu sorulari hep soracakti kendine, duydugu derin aciyi bana da yasatacakti... Sivas'tan sag çikmasi, bir baska biçimde ölümü olurdu.

O SAIR BIR BABAYDI

Sevgili kizim Zeynep; diyerek, yasamindaki yerini önemle vurguladigi kizi Zeynep Altiok, bugün sunlari söylüyor babasi için: Babam, ben sekiz yasindayken hatira defterime birseyler yazmasini istedigimde oraya bir dize yazmisti: "Gülüsün bir kus olacak hep omuzumda". Onu 02 Temmuz 1993'te bir ortaçag karanliginda kaybettim, kaybettik. Ardindan birseyler söylemek benim için çok zor. O sadece bir baba degil, sair bir babaydi çünkü. O, "Metin Altiok"tu.

DR. BEHÇET AYSAN

Behçet Aysan "Beyaz bir gemidir ölüm" adli siirini okuyorum.

Çünkü beyaz bir gemidir

ölüm

Siyah denizlerin hep

çagirdigi

batik bir gemi

sönmüs yildizlar gibidir

Yitik adreslere benzer

ölüm

Yanik otlar gibi.

Sen bu siiri okurken, ben belki baska bir sehirde ölürüm. Kir yasami gösterdi ki, direnen sairler soyundandi Behçet Aysan. Arkadasligin, kardesligin insani Behçet Aysan'in ölümü, direnen sairlerin ölümüne benziyor. Onun Vaptsarov, Joset, Petöfi için duydugu derin aci ve kederi, bizim kendisi için duymamizin, mümkün mü?

Behçet Aysan, yasami boyunca katildigi demokrasi mücadelesinin güçlüklerini bilinçle gögüsleyen bir sairdi. Örgüt bilincinin saglam bir örnegiydi. Yasaminin son döneminde Nükleer Savasin önlenmesi için Hekimler Dernegi'nde (NÜSHED) Yönetim Kurulu üyeligi yapti, Ankara Tabip Odasi ile Genel Saglik - Is Sendikasi üyesidir. Edebiyatçilar Dernegi'nin kurulusuna da katilarak Genel Yönetim Kurulu'nda yer aldi.

UGUR KAYNAR

"Öldügünde / dogdugum yere gidiyorum / yillarca süren bir hasret ve bilinmezligi / iste böylesine yeniyorum."

Ugur Kaynar'dan geriye, askili deri çantasinin kalacagini; çantadan, üzerinde yukaridaki dizelerin çiziktirildigi beyaz bir peçetenin çikacagini; hayatiyla siiri arasindaki trajik iliskinin Ugur Kaynar'in ölümünü anlamlandiracagini bilmiyoruz henüz.

"Ugur, hep tek basinaydi. Bilinçli olarak yanliz kalmayi isteyen, yanliz olmayi seçen bir insandi. Hep yalnizdi. Ve o yanlizligini bir oya gibi isledi siirlerine"

Ugur çok hüzünlü bir adamdi. Siirlerinin temasi sevmektir, sevdadir... Sevmeyen insanlara, sevmeyi bilmeyen, daha dogrusu ögrenemeyen insanlara yönelik, çok ciddi elestiriler vardir. Her kitabi, yüklü bir hüzün anlatimidir. Zorlu ve Kavgali yillar. Ülke, politik bir kaosu yasiyor, Ugur Kaynar'i da fazlasiyla etkileyen ve belirleyen politik mücadeleler dönemi. Sürekli içeri alinip birakilmalar... 12 Eylül döneminde, iki yila yakin Mamak'ta yatan Ugur Kaynar, siir yazmanin, Ugur için bir yasama biçimine dönüsmesi de o yillara rastliyor. "Ilk kitabinin naif, çocuksu havasindan Gizemya ile siyrilmistir Ugur... Okuyan, rahatlikla fark eder. Daha kentli duyarliga dönüsmüstür siiri... Alabildigine bir hüzün vardir gene de, Hep bir hüznü yazardi ve bu hüznü siirlerine yogun olarak yansitirdi."

Edebiyat çevresine ragmen çok yanliz bir adamdi... Duygulu ve yarali bir insandi... Çoçuk yasta annesinin ölümü, ailenin dagilmasi ve benzeri olgular, Ugur'u fazlasiyla etkilemisti. Ugur'da diyor Serap Kaynar; "Hayati boyunca hep çekti kendini insanlardan, kendi kabugunun içine girmeyi tercih etti... Kendini zorlayan bir insandi Ugur... Uyum saglamiyordu ve bunu istemiyordu da... Her zaman kaygili ve sikintiliydi.Hiçbir ortamda varligini bütünüyle ifade edemiyordu... Sivas'taki ölümü de bir tekbasinaliktik!"

Ölümünden sonra, Serap Kaynar'a bir torba içinde teslim ediliyor Ugur'un kalan esyalari. Yanindan hiç ayirmadigi, adeta kisiligi ile özdeslesen askili deri çantasi ise bulunamiyor. Katliamdan birkaç gün sonra çanta, mucizevi bir biçimde bulunarak Serap Kaynar'a ulastiriliyor; sapasaglam, ne bir yanik, ne bir koku... Peçeteler çikiyor ortaya... "Dizelerini ilk olarak peçetelere yazardi, "Öldügümde / dogdugun yere gidiyorum / yillarca süren bir hasret ve bilinmezligi / Iste böylesine yeniyorum".

"Madimak'tan sag çikamayacagini biliyordu Ugur... Otelin merdivenlerinde Behçet ve Metin agabey ile birlikte çekilen fotograflarindan anliyorum bunu" Ugur Kaynar'in ölümü bile, sancili hayatina karsi elde ettigi bir yengi degil mi?

ERDAL AYRANCI

Arkadaslarinin cesur, atak ve bonkör olarak tanidiklari Erdal Ayranci.70'li yillara gidiyoruz: Erdal 1978 ODTÜ girisli. Eylül'de baslayan olaganüstü bir dönem, pek çok insan gibi Erdal'in da payina mahpusluk düsüyor. Erdal Ayranci, 1980-1993 yillari arasinda iki yil iki gün Mamak, Ankara Kapali, Nigde, Bor-Nigde cezaevleri'nde yatiyor. Çalisma odasinda gördügümüz maket gemiyi Mamak'ta kapilardan çikardigi tahtalardan yapmis. Gemiye esinin adini koymus:"Hatçe". Mahpusluk günlerindeki ilk siiri 2.7.1981 tarihin de Mamak'ta son siirini 20.03.1983'te topçam'da yazmis. Erdal Ayrancinin 29.05.1982 tarihinde Nigde cezaevi'nde yazdigi siirde Hatice'yi, Zeynep'i ve Sivas'taki akrepleri bulmak mümkün. Siiri okuyoruz: "Eger Bir gün / Bir beyaz güvercin / Gelecekse agzinda bir mektupla / Ve silecekse gözlerimdeki hüznü / Isterim / Durmasin kanat çirpsin bana dogru / Birgün eger bir tahliye kagidi / Beni sana kavusturacaksa / Gayri gelsin düslenen günler / Ocakta kaynayan tencere / Besikte bebek / tomurcuk tomurcuk / Filiz filiz hayat / Düsünsene ne güzel olurdu / Düsmansiz yasamak / Haydi bosver bunlara / Simdi bunlar tatli hayal / Eger birgün sevgilim / Son verecekse hayatima / Bir ses / Isterim durmasin patlasin / Anlam bulacaksa kulaklarimda / Yalniz... / Düserse kanimin bir damlasi yere / Bilsinler ki / Orada kirmizi yediveren gülleri açacak / ve bülbüller agit yakacak ölüme / Korksunlar korksunlar artik / korksunlar alev çemberindeki akrep gibi / Çünkü ölümleri / Gül dikenlerinden olacak. Erdal'in kekeme zürafa benim." Yazinin son paragrafini sunuyoruz.

"Iste simdi mezarimin basindayim ve agliyorum ölüme. Ölüm, benim ölümsün. Açligim, çaresizligim ve beceriksizligim ölümü bile beceremedim, belki de becerdim...Belki de anladim ölemeyecegim, Ölü güzel olur mu?.. Benim ölüm çok güzeldi, bembeyazdi giysilerim, kanim çekilmisti de yüzüm de bembeyazdi, ben duymadim ama imam çok seyler söylemis hakkinda, çünkü ben ölüyüm duymam ki; demis ki söyle ya da böyle. Neyse iyi adamdi günahlari affolsun falan gibi, sagolsun hiç tanimazdik sagligimizda birbirimizi, onun için çok da fazla iyi seyler diyemeyecegim hakkinda, hatta bir keresinde küfür bile etmistim giyabinda. tam ben uyurken sabaha karsi ezan okuyasi tutmustu da küfür etmistim. Sen hiç kendi ölümüne üzüldüm mü? Ya da agladim mi? Ben en son babam öldügünde aglamistim ve son gördügüm ölü oydu, kendi ölümü göremeden önce, Sen hiç güzel ölü gördüm mü? Ben gördüm yemin ediyorum çok güzeldi ölüm, inanmazsan sor. Bir beta baligiyla japon baligi vardi. Zurafanin yaninda ve sadece benim ölümü seyretmeye gelmislerdi, inanmazsan sor, ne güzeldi ölüm bembeyazdi, bembeyazdi giysilerim. Kanim çekilmisti de yüzüm de bembeyazdi. Istersen sor. zürafa kekeme yalniz, bence baliklara sor, tabi eger uzak dogu dilini biliyorsan."

Erdal Ayranci'nin odasinda kendisinden geriye kalan esyalari inceliyoruz: Partolonunun cebinden çikan bes yüz bin lirayi elimize aliyoruz; Atatürk'ün yüzüne kan bulasmis. Erdal Ayranci'yi hastanenin morgunda görenler, "bembeyaz bir ölüydü", diyecekler.

Biricik kizlari Zeynep matematik dersinde kümeler konusu islenirken, ailesinin kümesini çizecek: Önce kendisini, sonra annesini ve en son olarak da babasin Erdal Ayranci'yi yerlestirecek kümenin içine.

ASAF KOÇAK

Asaf Koçak, "Bizim toplumumuzda bireylerin kendilerini sorgulamalari ve dönüstürebilmeleri kaygilari oldukça az. Sorgulamak yeterli degil mesele dönüstürebilmekte. En önemli olanin aynanin karsisina geçtigimizde kendimize ates edebilmeyi becermemiz olduguna inaniyorum diyor.

"Asaf duvara asilan ve koleksiyonlara girenlerde yeni arayislardan yanayim. Bir defa korkusuz olacaksiniz ve tanimlara var olanlara fazla bel baglamayacaksiniz. tanimlar geçici degilmi sanatta yeni arayislar içerisinde olmak gerek diyor.

Uzun yillar süren karikatür serüveninden sonra bir degisim ve yenilenme dönemi basliyor sanatinda. Belki de asil yapmak istediklerini bundan sonra gerçeklestirecek.

Asaf Koçak bir karikatüristti, fakat öncelikle bir insandi. Bir yandan ödenmeyen ev kirasi kapanan telefonu "ki müzmin durumlari bunlar Asaf'in" öte yandan duygusal olarak yasadigi derin yikim, gerede yesil pantalonu mor çoraba rengarenk gömlekleriyle yasamini ti'ye alabilen bir Asaf Koçak yasiyor.

"Hiç bir zaman mutlu ve huzurlu olamadi. Hep huzursuz, kaygili ve sikintiliydi. Acilar içinde kivranan bir insandi, fakat bunu çevresine göstermezdi. Bir çok kisi Asaf'i yasama sikisikiya bagli bir insan olarak animsiyor, fakat o asil baskalarini yasama baglardi." Sivas'a giderken ev kirasini ödemis olmasi Asaf Koçagin yasadigi en büyük ve son oluyor.

NESIMI ÇIMEN

"Beni fraksiyonlara bölünmüs sol sevmedi bir türlü. Öyle kendimi begendirme sirin gösterme derdim de yok... Alevi dernekleri de... Sol sevmedi, çünkü ben hiç bir fraksiyona girmedim. Sanatçinin fraksiyonu olur mu? Ben halkin ozaniyim, ezilen biriyim ve elbette ezilenlerden yanayim, ama su "Sol'un" ve bu "Sol'un" sazini çalamam Alevilik de öyle. Bizim kültürümüzün zenginligi oradan geliyor, ama ben Alevilicilk de yapamam. Çagi geçti bunlarin. Hem siniflardan, emekçiden söz ediyoruz. hem de Alevicilik yapiyoruz. Bana bu da ters geliyor. Ama su var: Türkiye'de ilk Sah Ismail gecesini ben düzenledim. Güçlü bir halk ozani oldugu için, bir kültür eri oldugu için düzenledim."

Ankara'daki Can Yücel ve Yasar Kemal'in katkilariyla düzenledim. Alevi kitlesine yaslanarak yapmadim bunu kültür olayi oldugu için yaptim o'nun içindir ki Alevi derneklerinin toplantilarina pek çagirmazlar beni, Pir Sultan'a da bu yil çagirdilar, yol param da yoktu ama, 500 bin lira bir yerden bulup geldik. Yokluk, yoksulluk içinde bile olsam Türkiye'de yasamayi seviyorum.

Gel ey Nesimi sen, senden sor seni,

Sakin ha hor görme asla bir cani,

Insanlari sev sen, eyle secdeni

Mukaddes bir varlik hakkin kendisi

MUHLIS AKARSU - MUHIBE LEYLA AKARSU

Muhlis Akarsu, 1948 yilinda Sivas'in Kangal ilçesinin Minarekaya köyünde dogdu. Haci Bektasi Veli, Yunus Emre, Karacaoglan, Asik Veysel dogrularindan yola çikarak, kendine insan sevgisini siar edindi, 1972 yilinda kendisinin de çok saygi duydugu Seyyit Halil Çiftlik'in kizi Muhibe Leyla Çiftlik'le evlendi. "Muhibe Leyla Akarsu'nun bu evliliklerinden Pinar, Çinar ve Damla adlarinda üç kizlari oldu.

Mahsuni Serif'in Muhlis Akarsu için söylediklerini animsiyoruz. "Genellikle kis günlerinde yapilan Bektasi Cem ve Cemaatlerinde, yörenin seyitlerine ve ozanlarinin etkisinde kaldi.Önceleri klasik Bektasi kaliplari içinde ismini duyuran sesini-sazini dinleten ünlü arkadasim yetmisli hatta altmisli Türkiye'de baslayan devrimci kipirdanislara yabanci kalmadi. Zamanla dev ozanlar Ihsani, Ali Izzet, Nesimi, Çirakman gibi isimlerle sahnelerde görüldü.

Son derece yanik ve tok sesiyle bir zamanlar plak ve kasetlerde rekor düzeylerde eserler sergiledi.

Akarsu özünde Pir Sultan Abdal askiyla doludur. Pir Sultan'i rehber seçmisti. Kendisinin sonunun daragaci olup olmamasini hiçe sayardi. Ama diri diri yakilacagini hiç de aklinin ucuna getirmemisti kuskusuz.

Her misrasinda gericilige ates püsküren kardeslik baris ve dostlugun simgesi olmus bir ozandi.

Muhlis Akarsu Türkiye'ye adim adim gezerek kendi kültürü olan Alevi Kültürünü tanitimini üstlenmisti

Akarsunun unutulmasi mümkün degildir. Pir Sultan Kültürü ile yasiyacaktir. Bu yaziyi bitirirken Muslis ve Muhibe Akarsuyu, söz ve müzigi Muhlis Akarsuyun olan "Iste Geldim Gidiyorum" adli türküyle aniyoruz.

HASRET GÜLTEKIN

01 Mayis 1971, Sivas'in Imranli kazasina bagli Han köyünde dünyaya geldi. 6 yasinda saz çalmaya basladi, 11 yasinda sahneye çikti.

Müzik yönetmenligini üstlendigi resmi olarak ilk defa kürtçe müzik yasagini delen "Nevroz" adli kaset 1990'da önce entstürümantal olarak sonrada Nilüfer Akbal ve Riza Akkoç'un katilimiyla gerçeklestirildi.

02 Temmuz 1993'de, Sivas'ta Madimak Otelinde 35 insanla birlikte katledildi. 13 Eylül 1993'de oglu Roni Hasret Gültekin dünyaya geldi. Hasret Gültekin genç yasina ragmen Anadolu Halk Müziginin yorumlanmasinda ve icrasinda özgün bir yer edinmis bir sanatçimizdi. Ülkemizde Feodal ve türedi kültürün asilarak yurtsever demokratik ve halkçi bir kültürün köklerinin saglamlastirilmasi kavgasinin önemli bir neferiydi. Anadolu Aydinlanmasinin isiklarindan biriydi Hasret Gültekin. "Ne arasak, Anadolu'da bulacagiz!" derdi.

Hasret'in ana dili kürtçeydi. Güzel bir diksiyona sahipti. Sadece Kirmanci degil Dimili ve Sorani'de bilirdi. "Nerelisin" diye soruldugunda üstüne basa basa "Koçgiriliyim, Kürdüm" derdi. Hasret "Ne arasan kendinde ara" felsefesinden yola çikti. Hasret Gültekin'in yasam serüveni içerisinde Anadolu'da özgürlesmenin önündeki en önemli engellerden birisinin din ideolojiside oldugunu kavramisti. Turan Dursun'u okuduktan sonra "Bilinç siçramasi yasiyorum, ufkum açildi. Ateist'im diye haykirabilirim" diyordu.

Hasret Gültekin'in annesi Hace Gültekin "Ben Madimak Otelindekilerin Anasiyim, simdilik hosçakalin yavrularim" diyordu.

MUAMMER ÇIÇEK

Iki dosya, bir fotograf; "Muammer'in agabeyi" fotografta genç adamla genç kiz birbirlerine bakarak gülümsüyorlar. Genç adam Muammer Çiçek olmali, Genç kizin kim oldugunu bilmiyoruz henüz. Dosyalari karistiriyoruz; dosyalardan birinde Muammer'in tuttugu günce, digerinde altmis kadar siiri, "Inadina yasamak" adli kendisinin yazdigi bir oyun. Fotokopisi çekilmis bir ölüm ilani düsüyor dosyalarin arasindan: "Sivas katliaminda yitirdigimiz Muammer-Inci ve 35 cani yüregimize gömdük" Muammer Çiçek'le Inci birbirlerine bakarak gülümsüyorlar.

"1967 yilinda Tokat'in Zile ilçesinde dogdu 1992 yilinda Gazi Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlik Fakültesi Sehir ve Bölge Planlama Bölümünü bitirerek Sehir Planlamacisi oldu."

Çankaya Belediyesi Imar dairesinde iki ay staj gördü.

Muammer Çiçek siir yaziyor, Pir Sultan Abdal tiyatrosu yönetmeni, oyuncusu "Küçük Prens" adli oyunda oynamis. Olaylar çikmasa, Madimak Oteli yakilmasa 02 Temmuz saat 20.00'de Sivas Kültür Merkezinde kendisinin yönettigi Pir Sultan Abdal oyununu oynayacaklardi.... Serkan, Huriye, Yesim, Özlem hiçbiri oynayamadilar.

Muammer'in babasi Hüseyin Çiçek ilk ve son kez konusuyor,. " Muammer kavgayi hiç sevmezdi cahil insanlardan uzak dururdu. Ama orasi Sivas, Sivas sehri Cumhuriyete düsman ailece kendimizi Cumhuriyete ve topluma adadik.

Muammer'in esyalerin arasinda Ahmet Çiçek bir nisan yüzügü getiriyor.

INCI TÜRK

"Sanki bogucu bir sesin içinde yüzünü bulmaya çalisiyorum. Hizla ilerliyorum, bir türlü yaklasamiyorum, uzaklik hep ayni" 13.01.1991. Muammer Çiçek Sivas Madimak Oteli, disarda azgin kalabalik ve sanki yazilanlar Alevler içindeki Inci Türk için yazilmis. Muammeri yazinca inciyi, Inci'yi yazinca Muammeri düsünmeden yapamiyoruz.

Inci Gazi Üniversitesi Eczacilik Fakültesini 1992 yilinda bitiriyor. Altindag Kültür Merkezinde ilk tiyatro çalismalarina basliyor. Pir Sultan Abdal Tiyatro toplulugunun teknik kadrosunda yer aliyor. Inci Türk'ün Muammer Çiçekle olan yakinligi ortak arkadaslari Huriye Özkan'a oradan tiyatro çalismalarina dek uzaniyor.

Baba Mehmet Türk "Ben çocuklarimi toplumda bir yere gelmek için çalisin derdim. Muammer'le tanistiktan sonra hayatinda olumlu bir degisiklik oldugunu hissettik" Anne Neda Türk "kizimla gurur duyuyorum çok iyi seçim yapmis" diyor, baba Mehmet Türk basiyla onayliyordu.

Inci Türk'ün odasindayiz kitaplarini karistirdigimiz, yasamina girdigimiz genç kizi yillardir taniyormus gibiyiz. "Ölürsem / Açik birakin balkonu / Çocuk portakal yer (Balkonumdan görürüm onu) / Orakçi ekin biçer (Balkonumdan duyarim onu) / Ölürsem / Açik birakin balkonu. Inci Türk için ne yapabiliriz. Balkonun kapisini açik birakiyoruz.

NURCAN SAHIN- ÖZLEM SAHIN

Nurcan sahin'in annesi Fidan Sahin, yirmiyedi yil Anadolunun çesitli yörelerinde görev yapan bir köy ebesi. Amcasinin oglu Mahmut'la bir akraba evliligi yapiyor. Bu evlilikten dogan üç çocuguda dogumundan kisa bir süre sonra ölüyor. 03 Mart 1975'de adini "Canisigi" anlamina gelen Nurcan koyduklari bir kizi oluyur. Nurcan Sahin küçüklügünden itibaren Fidan Sahin'in yasamina bir baska sevinç ekliyor.Fidan Sahin "Onu özel olarak sevmek için kendime dogurdum. Nurcan'im olmadiginda evde bir suskunluk bir sessizlik olurdu. Nurcan'in gelmesiyle eve bir senlik havasi dogardi" diyor.

Nurcan büyüdükçe kendini bütünüyle okumaya veriyor. Nazim Hikmet'in siirlerini ve diger ilerici yazarlarin yapitlarini okuyordu. Köyümüz Sarkisla ilçesi Saraç köyüdür. Köyümüzün kültür ve dayanisma dernegi vardir. Nurcan amcasinin kizi, kader arkadasi ve can dostu Özlem ile birlikte dernegin çalismalarinda görev alirdi. Sunuculuk yapar geneleksel oyunumuz Semah dönerlerdi. Herhangi bir seye kizsam " Anne beni lafla dövme, eline terligini al sinirin geçirinceyi kadar döv" derdi. Ben onu dövme söyle dursun "gözün kör olsun bile diyemezdim". Bir günden birgüne "Allah Canini Alsin" demedim. Allah almadi ama yobazlar aldi.

Nurcan ile Özlem sahin amca çocuklari aralarindaki iliski kardeslikten öte. Çocuklarindan itibaren birlikte büyüyor, birbirlerine can yoldasi oluyorlar. Özlem'de simsicak sevimli, cana yakin insan sevgisiyle dolu bir genç kiz. Özlem'in kendine güvenen rahat bir yapisi var, o'da Nurcan gibi gülmeyi seviyor. Hizli ve sürekli ve akici konusmasi en önemli özelliklerinden biri, konusmaya bir basladimi susmak bilmiyor. Ikiside yasitlarindan daha rahat iyimser ve olgunlar. Çirkinlikler ve kötülükler rahatsiz ediyor ikisinide.

Ikiside ölüme çok uzak iki çocuktular.Özlem Sahin umursamaz dile dolu bir kizdi, hep çocuk kalmak, hiç büyümemek istiyordu. Büyüklerin yapmacikli ve abartili dünyasi güldürüyordu onu. Odasinin duvarina astigi bir kart belki yaslanacagim ama asla büyümeyecegim. Az ama öz yasadilar. "Insan sevgisiyle yürekleri doplulu olan canlari ve biz anneleri de yaktilar. Yüreklerimize insanlik sevgisi yerine kin ve nefret doldurdular." diyen sehit annelarina kulak verelim.

SAIT METIN

Adi siklikla anilan ve kendisinden sevgiyle söz açilan Sait Metin. "23 yillik hayatinda hiçkimseyle kavga etmeyen ilimli ve olumlu bir yapiya sahip olan asla küfür etmeyen, yalan söylemeyen, kimseyi bilerek kirmayan, herkese saygili, sevecen ve hayat dolu bir insandi Sait Metin. Uzun boylu, yakisikli ve güçlü bedeninde sanki bir giz vardi.Onunla tanisipta ilgi duymayan, sevmeyen herhalde olmazdi" diyor amcasi Halil Metin.

"Oglum diye söylemiyorum. dört dörtlük insandi" diyor babasi Mehmet Metin. Sait Metin'in dostlari; kitaplari ve baglamasi oluyor. Bize Nurcan'i, Özlem'i, Belkis'i, Ahmet'i ve Yasemin'i hatirlatiyor.

Sait Metin çok iyi baglama çaliyor, türkü söylüyor hertürlü müzik aletine bir hafta içerisinde uyum saglamayi basariyor. Bir de kabak kemanesi var, Yesim'in (Özkan) 23 Nisan 1992 günü Sait'e verdigi yasgünü armagani. "Sait sevgisinde de çok temiz bir insandi" diyor arkadasi Ismail atak. "Esas deyisimi cani kadar çok sevdigi balcani buldugunda baslamisti. Artik tiyatroda ve tüm hayatlarinda birlikte olacaklarina söz vermislerdi. Bizde Sait'e Pir'im, Yasem'e de balcan diye hitap ediyorduk."

Çankiri gibi ters bir kent'te Çankari Meslek Yüksek Okulundan mezun olan Sait Metin'i aldigi bu egitim tatmin etmiyor. "Ben bir Yüksek okul bitirmekle tatmin olmadim, biliyorum sizde tatmin olmadiniz söz veriyorum bir fakülte daha bitirecegim" diyordu ailesine. Sait ve Yesim'in birbirlerine çok bagli olduklarini söylüyor. Annesi Sultan Metin. "Yesim'e çok fazla umut verme, belki ailesi istemez dedigimde, "Anne sen delimisin, ben aradigimi buldum"demisti. Kiz da çok tatliydi. Saiti çok seviyordu. Birbirlerine çok uymuslardi" diyordu Sultan Metin.

HURIYE VE YESIM ÖZKAN

Özkan ailesi, 1962 yilinda Ankara'ya yerlesiyor. Ilk yilinda doguyor. "Ilk çocugumuz oldugu için sevgiyle, özenle büyüttük" diyor. Münire Özkan... Huriye üç günlük bebekken, Anitkabir'de çimlerin üzerine yatiriliyor...

Huriye Özkan, basarili bir ögrencilikten sonra, Deneme Lisesi'ni birincilikle bitiriyor. Gazi Üniversitesi Eczacilik Fakültesi'ne arkadasi Inci Türk ile birlikte giriyor, birlikte bitiriyorlar. Ikisi de Alevi kültürüne bagli, üretme ve paylasma bilinciyle yüklü iki çagdas genç kiz...

1992 yilindaki, Pir Sultan Abdal Kültür senliklerinde, Özkan ailesinin bütün bireyleri Banaz'dalar... Bir yanda Yildizdagi, bir yanda Pir Sultan'in köyü... Yesim Özkan senlik programini büyük bir coskuyla gösteriyor babasina... Semah, tiyatro, dinletiler, sairler ve siirler... Fakat biraz tedirgin, sormadan edemiyor; "Aziz Nesin de gelecekmis, bir olay çikar mi acaba?" Hikmet Özkan, "Devletin güvenlik güçleri var kizim" diyerek yatistiriyorum onu...

Münire Özkan'in animsadigi son anlari söyle; Birbirlerinin üstene oturuyor, ayni koltuga sigmaya çalisiyorlar... Huriye Özkan, kardesine sariliyor, kollarini siyiriyor, isiriyor, öpüyor... "Anne" diyor, "Yesim'i çok seviyorum"... Yesim'in Pirim'i Sait Metin, tiyatroda ve tüm yasamda birlikte olmaya sözlendigi Yesim Yesim Özkan'i yani Balcan'i babasi Hikmet Özkan'dan "emanet" aliyor; kizlarin yanlarinda Sait Metin ve Muammer Çiçek var, Insan güzeli iki delikanli... Hep birlikte, nese içerisinde, coskuyla gidiyorlar Sivas'a.

Özkan ailesinin sevinci ve gururu onlar olacaklar biliyoruz...

CARINA THUIJS

Rahmi Sivri'nin Anlattiklari.

Carina ve kiz arkadasi Maryze ve beni isyerimden arayip randevu istediler. Bir hafta sonra biraraya geldik. Onlar, kendilerinin Türk kadinlarinin aralarindaki iliskilerinin nasil yapilandigi, nelerle ugrastiklari ve aile içindeki rollari konularinda arastirma tezi hazirlamak istediklerini, Doetinchem'deki Türkiye'lilerle çalismamdan olayi bazi olanaklar sunup sunmayacagini sordular ve yardim istediler. Carina ve Maryze'e yardim edecektim.

21 Haziran 1993 tarihinde buradan Ankara'ya, bir ay konuk olacagi Sivri ailesinin yanina gitti. Yasemin ve Asuman Sivri ile kisa zamanda iyi arkadas oluyorlar. Birlikte Pir Sultan Abdal Kültür Dernegi'ne gidiyorlar. Carina Dernek'te pek çok insani taniyor; onlari fotograflarini çekiyor, dostluklar kuruyor.

Carina, Yasemin ve Asuman ile birlikte Pir Sultan Abdal etkinlikleri'ne katilmak üzere Sivas'a gidiyor. Orada yurttasi Rene'yi görecegi için çok heyacanlanmis. Carina tanidigim kadariyla, sistemli, çalismayi seven esitsizlige karsi olan, "toplumcu feminst" diye bilecegimiz biriydi. Biraz çekingendi ancak kolay iliski kuran, toplumsal sorunlarla yakindan ilgili, insanlari seven, her türlü haksizliga karsi çikan insandi, bir çok insanimiz gibi.

YASEMIN SIVRI ve ASUMAN SIVRI

Asuman henüz 16 yasinda. Sokullu lisesi ikinci sinif ögrencisi... "Karnemi aldiniz mi?" diye soruyor, telefona çikan agabeyi Yalçin'a Asuman, "Dünkü gösterilemiz çok iyi geçti" diyor agabeyine... Fakat asil merak ettigi konu karnesi... Iki yildir takdir almak için ugrasiyorAsuman Sivri...

Saat 16-17 arasi Kamber Çakir'a eve yeni gelen Yalçin Sivri, kardesinin takdir aldigini iletilmesini söylüyor, fakat telefondan duydugu gürültülerden tedirgin oluyor...

Yasemin ve Asuman Sivri kardesle, 1991 yili ortalarinda, Pir Sultan Abdal Dernegi'nin kültürel çalismalarina katiliyor ve kisa sürede semah topluluguna giriyor. AsumanSivri, özverili çalismasinin karsiligini alarak, Semah hocaligina yükseliyor. "Asuman sevimli, coskulu, deli dolu ve uçari bir kizdi" diyor agabeyi Yalçin Sivri; "Arkadasi çevresinde çok seviliyordu, bunda küçüklügünün ve sevimliliginin payi büyüktü"... Asuman da her türlü özerklik vardi, fiziksel, düsünsel vb. Zeki ve çaliskandi. Emek veriyor, çalisiyor, çalistiriyordu...

Yasemin, Asumun'dan iki yas daha büyük... 1992 yilinda Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü'ne giriyor. Semah ile basladigi kisisel çalismalarinda, giderek daha farkli kanallara yöneliyor. Dernegin Gençlik Komisyonu üyesi. Ayni zamanda kütüphane'den sorumlu. Kitaplari çiltliyor, numaralandiriyor. "Sürekli ve düzenli olarak okurdu" diyor agabeyi Yalçin... Kisilik olarak içine kapali ve durgun bir insan görüntüsü veriyor çevresine, oysa "en iyi arkadaslarim" dedigi dostlariyla (kitaplariyla) bulusabilmek için, yanlizliga gereksinimi var Yasemin'in... Bu yönüyle Sait Metin'in tipik bir esi sanki...

Lise yillarindan itibaren tuttugu bir güncesi var. Daha çok aile ortamini, arkadas çevresini degerlendiriyor yazdiklarinda.

Yasemin Sivri, Sivas'a giderken "Aziz Nesin'le tartismak, görüslerini açiklamak istedigini" söylüyor arkadaslarina... 1 ve 2 Temmuz günü Buruciye Medresesi'ndeki kitap standinda görevli olan Yasemin'in bir istegini gerçeklestirmis olmasi akla yatkin geliyor. Kardesi Asuman'la birlikte kullandiklari ortak çantalarini içinden Aziz Nesin tarafindan imzalanmis bir kaç kitap çikiyor... "Yetmis Yasima Merhaba" adli kitabini, "Yasemin Sivri'ye mutlu yasamasi için " diyerek imzalamis Aziz Nesin...

29 Haziran'da, Erzurum'dan Ankaraya gelen ve 31 Haziran günü kendilerini Sivas'a yolcu eden agabeyi Yalçin Sivri ile birlikte, Sivas dönüsü Mersin'e tatile gideceklerdi iki kardes... Daha Sivas'ta iken, arkadaslarina, "Çok yoruldum, beni Banaz'a götürün" diyen Asuman'in, özellikle gereksinimi vardi böyle bir tatile...

Yasemin'in ve Asuman'in yataklari, sanki birer gelin yatagi gibi süslenmis durumdalar: Üzerlerine çerçeveli fotograflari, kirmizi karanfiller konulmus.. Duvarlara sal ve posu'lari, heybeleri, semsiyeleri asilmis... Asuman'in son okudugu kitabin sayfalari arasina, kurumus bir gül yapragi çikiyor. Biblolar, fincanlar, islemeli tabak ve Honlanda'li Carina'nin bir fotografinin da yer aldigi ayri bir köse.

BELKIS ÇAKIR

1975 yilinda Ankara dogumlu Belkis Çakir... Lise 'de basarili bir ögrenciyken, arkadaslari ona "miss kuruntu" adina takmislar... 1992 okul yilliginda sunlar yaziyor Belkis için: "Belkis sinifimizin canayakin mensuplarindan ve pencere sakinlerinden biriydi. Yazililardan önce çok telasli olur. Bundan dolayi biz ona "miss kuruntu" deriz. Ama biliriz ki, onun bu telasi yersizdir. Çünkü her zaman çok basarilidir. "Kisilikli, yürekli, yetenekli, tuttugunu koparan bir insandi. Tam bir 'Anadolu kiziydi...'

Belkis Çakir'in bir dakika bos zamani yok... Dersane çikisi solugu dernekte aliyor. Saat 24'ten sonra, geceyarilarina kadar semah çalisiyor arkadaslariyla...

Belkiz Çakir, umutlu olarak girdigi '93 yili Üniversite, Idari Bilimler Fakültesi Isletme Bölümü'nü kazandigini ögrenemedim.. O basarili olacagindan emindi... Belkiz'in babasi Kamber Çakir... Gazi Üniversitesi önünden geçen otobüslere biniyor, kizli erkekli ögrenci kalabaligina takiliyor gözleri, onlar arasinda Belkis'i görür gibi oluyor, dalip gidiyor...

MENEKSE VE KORAY KAYA

Meneksa ve Koray Kaya - Yesim Özkan, Yasemin - Asuman Sivri gibi madimak'ta yakilan kardeslerden. Onlardan geriye Sivas'tan dönen bir kaç parça esyayi saymazsak, Sivas'a gitmeden çektikleri iki fotograf kalmis;

Menekse ve Koray kaya oturma odasinin duvarinda yanyana gülümseyerek bize bakiyorlar. Gülümsedikleri zamani dondurmak için artik çok geç!. Babasi Ismail Kaya semah ve saz hocasi, Pir Sultan Abdal oyununun müzigini yapmis. 01 Temmuz'da Sivas'ta Düzenlenen "Halk Gecesi"ne katilan sanatçilar arasinda o da var.

1992 yilinda gerçeklestirilen Banaz senliklerini yasayan Menekse ve Koray Pir Sultan Abdal Kültür Etkinliklerine katilmak için, babalarinin deyisiyle "can atiyorlar". Saat 10.00'de Ismail Kaya'nin da katildigi "Halk Gecesi" var. Ismail Kaya programini yapip kulise gelir, o sirada Musa Eroglu yavas yavas birseyler çalmaktadir. Ismail Kaya Hasret Gültekin'e sazini nasil bulduugunu sorar. Hasret, "Ismail senin sazinin çok sesi var, en iyisi sen o sazi bir daha kir" der. Tam o sirada bir çocuk duvarda asili olan Ismail kaya'nin sazina çarparak yere düsürür. Koray heyecanla babasina kosup "Baba, sazin kirildi" der, der demez Ismail Kaya'nin aklina Hasret Gültekin'in sözleri gelir; sazi eline alir, saz gövde ile sapin birlestigi yerden, yani ilk kirildigi yerden bir kez daha kirilmistir. "Hasret yarin seni görürsem ne diyecegimi biliyorum" diye geçirir içinden Ismail Kaya, ama Hasret Gültekin'i son kez gördügünü nereden bilsin? Bu Dünyadan bir Koray, bir Menekse geçti.

Bu dünya'da Koray Kaya geçti, on üçünde Sivas'ta yakildi. Peki kimdi o güzel çocuk? Bes yasinda yaziyi söktü. Ilk okula baslamadan önce okumayi ögrendi. Hacettepe Üniversitesi kampüsünde 60. Yil ilkokulu'nda okudu. çok basariliydi. Bilim Dersanesinin Anadolu Lisesine hazirlama kursunda ilk ona girdi. Mimar Kemal Ortaokulu'na basladi. Çok zeki, yetenekli bir çocuktu. Kendi yasindan büyük çocuklarla, insanlarla iliski kurardi. En iyi örnek, Sivas'ta yitirdigimiz Sait Metin'le kurdugu iliskiydi. Sait Metin'le çok iyi anlasirlardi. Bu dünyadan bir de Menekse geçti, on besinde Sivas'ta yakildi. Peki kimdi o güzel çocuk? Menekse semaha, tiyatroya merakliydi. Günleri Pir Sultan Abdal Dernegi'nde geçerdi. Birkaç arkadasi gibi Menekse Kaya'da saz dersleri almisti. Kardesi Koray'la birlikte evde saz çalar, semah gönerlerdi. Menekse özgürlügüne çok düskün biriydi. Sosyal kültürel iliskileri çok iyiydi. Menekse kaya 02 Temmuz günü son semahini döndü.

Hüsniye ana ve diger analar çocuklarinin mezarlari basinda bir agit yakacaklar: "Sivas'ta yitimdim 22 goncaydi gülüm / Elimden aldi bak atesle ölüm / Ben de dostlar ile gömüldüm / Çalar sazi dili söylerdi / Aldi onlari ölüm"?

EDIBE SULARI

Edibe Sulari, Davut Sulari Baba'nin en büyük çocuguydu. Tarihi Seyyitlerimizden, Seyyit Mahmut Hayrani'nin torunlarindandir.

Bassel'de yasadigi halde Türkiye'de yapilan bütün Bektasi Kültür etkinlikleri ve ehlibeyt cemlerine, konferanslarina katilmayi ihmal etmezdi.

SEHERGÜL ATES

Sehergül Ates, 1963 Ankara dogumlu... Açik Ögretim Fakültesi ögrencisi... Türkiye Elektrik Kurumun'da (TEK) memur olarak çalismis...

Evin her kösesinde Sehergül'ün yetenegini, emegini sergileyen ürünler yer aliyor; makrome el isleri, örgüler, yapma çiçekler ve özenle baktigi menekseleri... Sehergül Akes, çiçekleri çok seviyor, isyerlerinde kirkayakin çiçegi oldugunu ögreniyoruz; Her sabah "günaydin ben geldim" diyerek sesleniyor onlara, "öpün bakalim ablanizin elini" diyerek oksuyor hepsini.

Sehergül'ün odasi, ölümünden dört gün sonra ilk kez açiliyor, o günden sonra da sürekli kilitli tutuluyor. Babasi Musa Ates odaya girmeyi reddediyor, acisini yüreginde duydugu kizi için döktügü gözyaslarini bizden saklamiyor artik... Ablasi bir kaç bavula sigan ceyizini gösteriyor, odada Sehergül'e ait hersey yerli yerinde korunuyor. "Eger saz çalmadan ölürsem, mezarimi tekmeleyin" diyor ablasina.. "Sen herseyi ögrendin, bir tek saz çalmayi mi ögrenemeyeceksin ?" diye kiziyor ablasi... "Evimin her kösesinde, bahçemin her agacinda onun emegi vardi.

Yasamini güzellestirmeyi bilen, yarinina umutla bakan, yüregi sevgi dolubir genç kizdi Sehergül Ates... Diger güzel insanlarimiz gibi, O'nu da, apansiz yitirdik kanli Sivas'ta..

MURAT GÜNDÜZ

02 Temmuz günü, Murat ve kizkardesi Birsen Gündüz, kültür merkezi'nde kurulan kitap standinda görevliler. Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi, Fizik Bölümü üçüncü sinif ögrencisi olan Murat, Pir Sultan Abdal Dernegi'nin gençlik komisyonlarinda görev aliyor.

Murat katkisiz sevgiyi ve dürüstlügü, en yogun yasamis, evrensel sevginin ve kardesligin savunuculugunu akliyla birlestirmeyi basarmis ender insanlardan biriydi. Birsel'le agabeyi üzerine özel olarak konusmak, ailesi kadar bizi de derinden sarsiyor... "Seni tanimlamak, seni anlamak istiyorum gördügüm bütün insanlara" diyor. Birsen Gündüz, agabeyi için yazdigi satirlarda... "Insanlara iyimser bir tavirla yaklasmanin, zor durumlarinda yardimci olmam, senin yasam felsefendi. Seni su dizelerle anlatmak istiyorum; "Ne mutlu bize insan olmusuz / Insan sevgisini gerçek bilmisiz / Insanin dalinda açip gülmüsüz / muhabbet insana, cana muhabbet. R.Su"... seni çok özlüyorum. Seni kendi içinde yasatarak, özlemimi biraz olsun gidermeye çalisiyorum... Beni yasarken görenler, seni yasarken görecekler.

"En güçlüler yandi"... En güçlüleri, en güzelleri, en iyileri yitirdik Sivas'ta... Murat Gündüz de onlardan biriydi.

SERPIL CANIK

1974 Ankara dogumlu olan Serpil Canik, Pir Sultan Abdal semah ekibinin en gençleri ve yenileri arasinda yer aliyordu.

Serpil Canik, Ticaret Lisesi'nde okurken staj gördügü bir kooperatif sirketinde çalisiyor, bir yandan da haril haril üniversite sinavlarina hazirlaniyor... Çok çabuk kavradigi semahi severek oynuyor, diger arkadaslari gibi zamanla o da bir semah isigi olup çikiyor... Isyerinden dernege kosturuyor, hatta semah çalismasini engelliyor diye, isinden ayrilmayi bile düsünüyor bir ara... Bir yandan isin yogunlugu, bir yandan kurdugu, bir yandan üniversite hayalleri, gene de dernek etkinliklerinden koparamiyor.

Serpil için dernek çalismalari ve dolayisiyla semah, bir yasam biçimidir artik; "Bütün kötülüklerden uzak, yanlizca dostluk ve sevgi üzerine kurmustu hayatini" diyor ablasi... Canik kardesler, sevgili ablalarini hiç ölmemis gibi yasatacaklar... Onlar da Serpil, Nurcan, Özlem, Belkis gibi olacaklar... Yetenekli ve üretken.

AHMET ÖZYURT

1992 yilinda Ankara'da dogan Ahmet Özyurt, Bebekliginde çok uslu, hatta biraz zayif bir çocukmus. annesi Senem Özyurt, "Her zaman tutmaya korkardim" diyor. Büyüdükçe fizigi gelisiyor Ahmet'in, uzun boylu, genis omuzlu, elleri ve ayaklari kocaman, atletik yapili bir delikanli oluyor. Basarili bir ögrencilikten sonra liseyi bitiriyor. Ögrenciligi sirasinda da komilik, garsonluk gibi küçük islerle çalisma yasamina atilan Ahmet Özyurt, bu konuda pek sansli olamiyor.

"Yalin bir insandi, tek istegi okumak, iyi bir üniversiteye gitmek, iyi bir ise sahip olmakti" diyor Nurcan Özyurt. Annesi Senem Özyurt anlatimiyla "Bir siçrasa, karsi caddeye geçebilen" bir yigit delikanli... Her saglikli genç gibi bedenini çok seven Ahmet Özyurt, evde agirlik çalisarak kol ve bacaklarini güçlendiriyor, "kendini yerden yere atiyor"... En büyük ideali Üniversite okumak... Hep sonuca yaklasti, fakat bir türlü basarili olamadi. Belki de basarisiz oldugu tek alan Üniversite sinavlariydi.

Ahmet Özyurt, en sevdigi iki eylemi; "Kitap okumak ve spor yapmak" olarak belirtiyor. Ahmet Özyurt, "Hayatin hep acilarini aklina getiren kisi mutlu degildir. Gerçekten mutlu kisi, içinde bir iyilik hisseden kisi demektir." diye yazmis günlügüne... Ahmet Özyurt, kizkardesi kadar yakin bize "Istedigi ve arzuladigi sonuçlara yaklasmisti, iyi bir insan olarak yasamayi, basarili ve mutlu olmayi fazlasiyla haketmisti, hayati haketmisti. basaracakti...

SERKAN DOGAN

Serkan Dogan, kardesi Serdar ile birlikte dernegin semah toplulugunda görev aliyordu. Ayni zamanda, Pir Sultan Abdal " oyununda Ali baba'yi canlandiriyordu... Babasi, "Sivas'a ilk gidisi degildi. Banaz'a gitmislerdi geçen yil... Ayrica, dernegin yeni subeleri açilirken, Istanbul'a, Izmir'e, Çanakkale'ye gittiler" diyor ve ekliyor, "Sivas'ta, çocuklarimiza komplo kuruldugunu nereden bilecektik?... Serkan Dogan, liseyi kendisi için yeterli görmesine karsin, Açik Ögretim Fakültesi'ne devam ediyordu... Bir diger tutkusu da futbol oynamakti... Babasinin sözleri "Sanki büyümüs ve küçülmüstü... Mahallede yasli birisiyle karsilassa, elinde çantasi, paketi olan yasli bir teyzesini görse, hemen yardimina kosardi, tanisin veya tanimasin evine kadar eslik ederdi... Mahallemizde çocuklarla oynardi, evinde bir akvaryumu vardi; Baliklariyla, kuslariyla sikilmadan ilgilenirdi... Serkan Dogan, kendi kendine çalisarak saz çalmayi da ögreniyor "Egitim almis birinden çok daha iyi kullanirdi sazi" diyor kardesi Serdar...

11 Aralik 1993, yirminci yas günü Serkan Dogan'in.. Ailesinin, Aydinlik Gazetesinin ayni tarihli sayisina verdigi bir duyuruda sunlar yaziliyor: "20 yasina merhaba gülüm. Yangin yeri yüregimiz. Direncimizde yasiyorsun. Ailen "... Bir de su dizeleri okuyoruz; otelde yangin basladiginda bir kagida karaladigi, ölümünden sonra iç cebinden çikan sportane birkaç dizeyi: "Yaniyorum / anam sakin ardimdan aglamasin Ali'yim ben / Pir Sultan yoluna ölüyorum / basima kizil baglama / arkamdan sakin aglama"... Dogan ailesi, ogullarinin vasiyetine sadiklar... Ne bir lanetleme, ne bir damla gözyasi, ne de bir yakinma... Yalnizca direnç... Hepsi bu.

MEHMET ATAY

1968 baharinda, Divrigi'nin gönderen Köyünde, Atay ailesinin en küçügü olarak doguyor. Mehmet Atay... Evin en küçügü olmakla birlikte en sevileni ayni zamanda... Mehmet Atay'in kisa süren, fakat yogun ve üretken yasamini anlatmak, sevgili kardeslerine düsüyor simdi.

Üniversite yillarindan itibaren fotograf sanatina büyük bir tutkuyla baglaniyor... Yasamini, çektigi fotograf kareleriyle güzellestirmeyi kotaran bir insan... "Fotograflari, hayata bakisindaki özgürlügü sergilemeye yetiyordu. Çektigi fotograflar gerçekten de ta kendisiydi" diyor Zeynel Atay... Mehmet Atay, temiz bir gökyüzü arayan martilari, boynu bükük kir çiçeklerini, islak sokak köpeklerini, kendisine dil çikaran, haylaz çocuklari fotografliyor. Onlari özgür dünyalarini yakalama çalisiyor... Olabildigince özgür yasamaya sevdali bi güzel insan. Günümüzde yükselen degerler dünyasinda, ilkeli ve kendini alçaltmayan bir yasami benimseyen, yasamin agrisini ve sizini her zaman üzerinde tasiyan, Fotograflariyla yasamini güzellestiren, dürüst kisiligiyle dostlarina ve arkadaslarina güven veren, duygusal, sevecen, çaliskan bir insan... Bütün iliskilerinde özgür düsüncesini hayata geçirmeyi deniyor. Ve bu tavrindan asla ödün vermiyor.

Gazi Üniversitesi, Maliye Meslek Yüksek Okulu'nu bitiren Mehmet Atay'in meslegi ile ilgili büyük bir hedefi bulunmuyordu. Belli bir is, yükselme ve bol para kazanma hirsi da yoktu. "Mehmet çok farkli insandi" diyor ablasi Aynur Atay, "Hissettigi gibi yasardi. Hayata çok genis bir açidan bakar ve hiçbir konuda kendini sinirlamazdi..."

Mehmet Atay, 25 Haziran 1993 günü, Alevi Dernekleri Federasyonu'nun kurultayina katilmak üzere, Hacibektas'a gidiyor. 27 Haziran günü, Istanbul'a dönüyor ve birkaç gün sonra da Sivas'a, yönetim kurulu üyesi oldugu Divrigi Kültür Dernegi ve Çagdas Divrigi Gazetesi adina, Pir Sultan Abdal Etkinlikleri'ni izlemek ve elbette gönlünce fotograflamak üzere yola çikiyor. Bir arkadasi, "Mehmet'in ablasi olmak çok güzel bir sey olmali" diyor Aynur Atay'a...

"Bir insanin bu kadar çok arkadasi olmasina inanamiyorum... Ben ablasi olarak, ölümüne bizden çok daha fazla üzülen arkadaslari oldugunu biliyorum"... Sevgili Mehmet! Seninle yasadigim süreçlerde dost ve arkadas olamadik ama, geride biraktigin onurlu yasaminla, fotograflarindaki insancil, ortak dünyamiz ile bizim de kardesimiz, arkadasimizsin simdi...

GÜLSÜN KARABABA

Pir Sultan Abdal Kültür etkinliklerin, Divrigi Kültür Dernegi kanadindan katilan dört genç kizdan biri de Gülsün Karababa... Handan Metin, Gülender Akça, Gülsün Karababa ve Nurhan Metin'den, yalnizca Nurhan geriye döndüyor.

Gülsün'ü, ablasi Nilgün Karababa yolcu ediyor Sivas'a. Gülsün Karababa... Ayrilirken, döne döne öpüyor ablasini, "Belki bir daha görüsemeyiz" diyor... Nilgün Karababa, kardesine kiziyor; "Üç tane kol atmisti. Bende "niye bu kadar çok giysi götürüyorsun yillanacak misin orada?" dedim. Üstünü kontrol ettim. "Sivas soguk olur, kalin giyin" dedim. Oysa ki, yangin yeri olacakmis Sivas, bilemedim"...

Siradan biri olarak yasamayi asla kabul etmiyor; babasi M. Ali Karababa gibi güzel saz çaliyor, evde herkes yatmis uyurken, o gece yarilari resim çalisiyor, günce tutuyor. Atatürk Kültür Merkezi'ndeki resim kurslarina katilan Gülsün'ün hedefi, Hacettepe Üniversitesi Resim bölümü'nü kazanmak... "Harçligini saklar kitaba, boyaya yatirirdi." diyor babasi M. Ali karababa... "Bir gün olsun kizmadim yavruma. kasimi kaldirip bakmadim, nazarim degmesin diye..." Ugur Mumcu'nun cenaze töreninden döndükten sonra, "Ben siradan biri olacagim. Ben de Ugur Mumcu gibi ölecegim" diyor ablasina..

Gülsün'un felsefesine göre, insan yalnizca yasaminda degil, öldükten sonra da anilmaliydi. Geriye birseyler birakabilmeliydi. Belki ileri bir tarihte düsündüklerini yapabilirdi kardesim... Fakat böyle bir ölümü hiç hak etmemisti.

M. Ali Karababa, "Biz bu çocuklarimizi ne zor kosullar altinda büyüttük. Onlari cepheye göndermedik ki. diyor. Ve anne Sultan Karababa, "Biz on aydir zehir yiyoruz." derken, nasil da acili, fakat yikilmaz bir sehit anasi ayni zamanda... "Ben annem gibi akilliyim" diye övünen Gülsün'ün, "Dünya bir yana, annem bir yana" dedigi Sultan annesi... Karababa ailesi, diger aileler gibi yalnizca gerçegi ögrenmek istiyor. Devlettir bizim düsmanimiz...

Gülsün Karababa, "Ölü Ozanlar Dernegi" kitabindan aldigi bir tümceyi güncesine aktarmis; "Ölüm saati geldiginde hiç yasamamiz oldugunu hissetmem ne aci"... Sivas'in kendisi ve sevdigi yazarlar için bir "Ölü Ozanlar Kenti" olacagini nereden bilecekti?... Halk ozani Gülsün Karababa'nin babasi M. Ali Karababa Sivas katilaminda 33 yavrusunu kaybetmenin acisina dayanamadi. Kisa bir süre sonra Pir Sultan'in ve canlarin yanina ulasti.

HANDAN METIN

Handan Metin 1973 Divrigi dogumlu, Dört çocuklu bir memur ailesinin üçüncü çocugu. 1992 yilinda, ODTÜ Egitim Fakültesi Biyoloji Bölümü'ne giriyor... Babasi Sadik Metin. Dört çocugumuzun dördü de basarili olarak ögrenimlerine devam ederken, anne baba olarak biz de çocuklarimizla gurur duyurduk. Ailece kararliydik, bizlerin zamaninda olanaksizlik yüzünden yapamadigimiz egitimi, bütün zorluklari gögüsleyerek çocuklarimiza yaptiracaktik, yaptiriyorduk da... Mutlu ve huzurlu bir yuvada, herkes üzerine düseni fazlasiyla yerine getiriyordu. Handan evimizin hem ögrencisi hem de yöneticisiydi.

Handan ve Gülsün, Divrigi Harman Dergisi'nin, kadin özel sayisi'na, "Yasamda Birlikteyiz" adli yaziyi birlikte yazmislar: "kadinin yeri hakkinda yanlis görüsler hakimdi. "Dünya benim, evin içi senin" düsüncesinin hakim oldugu bir toplumda; Ali'nin karisi, Veli'nin anasi, Hasan'in kizi olmak artik kadina yetmiyor. Kadin sadece kendi kimligini istiyor... Sesimizi yükseltmeliyiz. Karar mekanizmasinda biz de variz. Çünkü birlikte yasiyoruz."

Handan Metin, 1987 Mayis'inda (yani 13 yasinda), çocukluk ve okul arkadasi Seher Özen'e, tuttugu bir günlükte su satirlari yazmis: "Ayrilmak bir doga kanunudur. Bir gün arkadaslarindan, yarin aileden ve son olarak da bu dünyadan ayrilacaksin. Bütün herkes ayrilacak ama önemli olan zihinlerde bir isim birakmak, ölsem bile ölmemis gibi yasatilmaktir.

Handan'in annesi Sultan Metin, Handan'in dönüsünü bekliyor. "yitik bulmaya" gider gibi gidiyor her mahkemeye. Handan'in artik yasamadigini bilmiyor, esyalarini sakliyor, kizi gelir ve kullanir diye. Baba Sadik Metin kizi için ayri bir siir yazmiyor, "33'lere" birden adiyor yazdigi siirleri, kizinin acisini ayri tutmuyor. Öfke ve direnç her geçen gün büyüyor.

GÜLENDER AKÇA

Gülender Akça'nin kiz kardesi "aile içinde bir evlat, bir kardes, bir abladan öteye, hepimize bir dost, bir can, bir arkadasti." diye söze basliyor.

Babasi Abidin Akça sözü aliyor "Ben uyuyordum, Gülender ile gece konustuk, vedalastik, sokaktan geri dönmüs babami bir öpeyim demis, son öpüsü oldu."

"Bizde bir ihtiyar vardir, çor çocugu olmayan, bibim "babaman kardesi hastaydi" Gülender ile bu odada birlikte yatardi. "Kurban olam Gülender, nereye gidiyon, ben ölüyem, ben hastayim" dedi Gülender'e. Bibi sen ölmekte ol, ben uçakla da olsa gelirim seni yolcu ederim dedi. Fakat maalesef Gülender'in cenazesi geldi uçakla"

Gülender Akça'nin halasinin adi Tamey, herkes gibi Gülender'de o'na bibi dermis. Bibi'nin hastaliginda altini temizler, tuvaletini yaptirirmis, Gülender'in ölümünden 40 gün sonra Bibi de ölmüs üzüntüsünden.

Divriginin Sahin Köyünden Ankara'ya uzanan 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Madimak Otelinde sona eren 25 yillik bir hayat Gülender Akça'nin hayati. Gülender Akça'nin toplumsal kimligini en iyi anlatan sözlerde Agabeyinin sözleri olmali: " Herseyden önce insana insanca muamele edilmeyen, hak ettigi degeri verilmeyen baskinin zulmün, iskencenin, itricanin yogun oldugu bir dönemde yasadi. Bu nedenle haksizliga, zulme, irticaya karsi insan haklarindan, Demokrasiden, laik düsünceden yana tavir koydu. Bu anlamda duyarli bir toplum yaratma çabasinda kardesçe, insanca yasamak için, insan olmanin onuru ile yasamak isteyen milyonlarca insandan biri olmak için çaba sarfetti.

Gülender Akça artik yok ama hayat devam ediyor, günlük sikintilar diger aileleri oldugu gibi Akça'larida kusatmis durumda. Akça ailesi bir anlamda kizlarini yüreklerine gömdüklerini hayatin Gülender Akça'nin anisiyla her zamankinden daha acimasiz, daha çok seye gebe oldugunun bilincinde olduklarini duyumsatiyorlar.

Agabeyi Günay vedat Akça'nin evden ayrilirken bize söyledigi su sözlere baska ne eklenebilir ki; "Yitirdiklerimizi ardindan aglamak, anlik tepkilerle yollara çikmak çözüm mü? Toplumun, kitle örgütlerinin, demokratlarin cenazelerin kalktigi günkü havayi sürekli kilmalari gerekiyor.

YASIYORLAR

"BU YAZI DOST BIR SITEDEN ALINMISTIR"